Tövbe

Kurtuluşa Kavuşmak Ve Daha Temiz Bir Yaşama Sahip Olmak İçin Bir Eylem

2.1 İnsanın Tanrı’ya Yabancılaşması

Tanrı’ya yabancılaşma Tanrı’yı tanıyamaz duruma gelmektir. Yaratılıştan beri insan Tanrı’nın verdiği özgür iradeyi kullanarak kendi yolunu çizmeye eğilimli; her ruhsal ve fiziksel ihtiyacını karşılayacak yeterliliğe sahip Rab ile yaşamayı seçmek yerine, ne yazık ki sahte tanrıların, boş inançların ya da maddeciliğin ardından gitmeye rağbet etmektedir.

Âdem ve Havva ile başlayan Tanrı’ya yabancılaşma, kötülüğün çoğalmasıyla putperestliği ve onun günümüzdeki uzantıları olan büyücülüğü, falcılığı, sahte tanrılarla ruhsal ihtiyaçları gidermeyi, gerçek tanrısal ilkleri bozan yalancı öğretişlere inanmayı beraberinde getirmiştir.

Put, Tanrı’nın yerini, yüceliğini alarak insanın yaşamına yön veren şey olduğuna göre, herhangi bir nesne, abartılı biçimde ortaya çıkmış ihtiyaçlar, düşünceler, hastalıkları iyileştirdiğine ya da kısmet açtığına inanılan bez parçaları, madenler, taşlar ve insanın kendisi put olabilir.

Tevrat’ta Kral Nebukadnessar yaptırdığı altın heykele tüm halkın tapmasını istedi. Boru sesi duyulduğunda halklar yere kapanıp Nebukadnessar’ın yaptırdığı altın heykele tapındılar (Dan.3:4-6). İncil’de İsa Mesih’in göğe yükselişinden sonraki dönemde, kiliseden bazı kişilere zulmeden Hirodes’in yaptığı konuşmayı dinleyenler onu Tanrı gibi gördü. Yargı altına girmeden önce büyük olasılıkla Hirodes de kendini tanrı sanıyordu. Halk: “Bu bir insanın sesi değil, bir ilahın sesidir!” diye bağırıyordu. O anda Rab'bin bir meleği Hirodes'i vurdu. Çünkü Tanrı'ya ait olan yüceliği kendine mal etmişti. İçi kurtlarca kemirilerek can verdi (Elç.12:22,23).” Böylece Hirodes’in tanrı olmadığı ortaya çıktı!

Putların ne kadar korkunç olduğunu anlamak, bizlere her çeşit putperestlikten tövbe etmemize neden sağlar. Francis Schaeffer bir putperest törenini şöyle anlatır: “… Molek, Ammonluların tanrısıydı: Molek putu Ben-Hinnom Vadisi’ndeydi […] Bir geleneğe göre, pirinç putun arkasında bir delik vardı ve bu delikte bir ateş yakıldıktan sonra her anne baba gelip kendi elleriyle ilk doğan çocuğunu, Molek’in ak kor haline gelmiş, uzanan kolları arasına bırakırdı. Bu geleneğe göre, anne babanın duygularını göstermesi yasaktı, bebek Molek’in kollarında ölürken, çığlıkların duyulmaması için davullar çalınırdı.[1]

İşte put ve onun arkasındaki kötü varlık böyle bir güçtür. Bu güç insanları düşünsel ve ruhsal yönden körleştirip kendisine tutsak eder. Düşünsel ve ruhsal körleşme, nazar boncuğunun ardındaki karanlık gücün, putperestliğin günümüzdeki uzantısı olduğunu anlayamaz. Nazar boncuğu, kullanan kişide Tanrı’nın yüceliğinin yerini almaktadır. Ana Britanica Ansiklopedisi şöyle yazar: “Nazar değmesini önleyen bir simge olarak kullanılan göz resmi, göz biçiminde boncuk ya da bu amaçla hazırlanmış her türlü nesne. En yaygın olarak İ.Ö. 6. yy’da başlayarak siyah figür tekniğiyle yapılmış, kyliks (göz kupaları adı verilen) eski Yunan içki kâselerinin üstünde yer alır. Bu kâselerin üstünde yer alan abartılı büyüklükteki gözlerin, tehlikeli ruhların şarapla birlikte ağızdan içeri girmesini engellediklerine inanılıyordu.”[2]

Yoga yapmanın insana esenlik getirdiği söylenirken, aslında gerçek amacı izleyicilerini tanrı durumuna getirmektedir. TDK internet sözlüğü yogayı “Ruhsal yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan Hint felsefe sistemi” olarak tanımlamaktadır.[3] Aşağıdaki açıklamalar yoganın insanı bir tanrı yaptığının somut bir göstergesidir: “Orijinal Yoga Sistemi Maha-Yoga olarak adlandırılmaktadır. Maha kelimesi ‘büyük’ veya ‘en yüksek’ demektir.”[4]

Budizm bir dindir. Hinduizm de tek bir ilaha tapınmayı öngörmeyen bir dindir. Yoga da Budizm’in ve Hinduizm’in günümüzdeki uzantısıdır. Bir Hindu, Şiva, Vişnu, Rama, Krişna veya diğer tanrı ve tanrıçalara tapabilir ya da her ferdin içinde yer alan yüce, yıkılmaz bir ruh bulunduğuna inanabilir. Hindistan nüfusu 2009sayımına göre 1.155.347.678’dir; öyleyse Hindistan’da 1.155.347.678 tane tanrı olabilir.

İnsanlık iki seçim karşısındadır: Ya İncil’de yazıldığı gibi “Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim” sözüne göre İsa Mesih’i izleyeceklerdir (Yu.10:10). Ya da “Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler (Va.9:20)” sözüne göre isyan içinde yaşamaya devam edeceklerdir.

[1] William Macdonald. Kutsal Kitap Yorumu Yeni Antlaşma Serisi. Yeni Yaşam Yayınları: İstanbul, 2002. s.175

[2] AnaBritannica. Güzel Sanatlar Matbaası A.Ş.: İstanbul, 1989. s.428

[3] http://tdkterim.gov.tr/bts/

[4] http://www.yogaakademisi.com/index/default.asp?idk=17