Eşcinsellik

Peter Saunders

CMF Dosyaları - Sayı 20
www.cmf.org.uk

Yazan: Peter Saunders

Gerek cinsiyet farklılıkları gerekse insanların cinsel eğilimleri hakkında tartışmalara girmek ve cinsellikle ilgili meseleleri tartışmak adeta bir mayın tarlası gibidir. Bu yüzden de, eşcinsel yaşam biçimlerinin sebeplerini ve sonuçlarını değerlendiren az sayıda ciddi çalışma yürütülebilmiştir. Bu konuyu hassas biçimde ele almak isteyen bir kimse, eldeki tüm verileri olabildiğince tarafsız bir gözle değerlendirmelidir. Aynı zamanda, Hıristiyanlar da Kutsal Kitap öğretisinin yaşam biçimleriyle ilgili seçimleri nasıl etkilemesi gerektiğini göz önüne almalıdır.

Eşcinsellik ve aynı cinsler arasındaki ilişkiler, geçtiğimiz on yıl içerisinde toplum içindeki çeşitli davranış modellerinin normal bir parçası olarak giderek daha çok kabul görmeye başladı. Psikologlar bir cinsel eğilim yelpazesi olduğunu söylerler. Bu yelpazenin bir ucunda hayatları boyunca akıllarından hiçbir eşcinsel düşünce geçmemiş insanlar yer alırken, diğer ucunda karşı cinsin üyelerine karşı hiç cinsel istek duymayan insanlar bulunur. Eşcinsellik, öncelikle aynı cinsten insanlara karşı tensel ilgi ve istek duymak şeklinde tanımlanabilir. Fakat bu tanımı uygulamada değerlendirmek kolay değildir, çünkü cinsel eğilim daima cinsel davranışlara bağlı değildir ve eşcinsel eğilimlere sahip olmalarına rağmen hiçbir zaman eşcinsel ilişki kurmamış insanlar da vardır. Diğer yandan hapishane ortamı veya savaş zamanı gibi olağanüstü koşullarda, heteroseksüel eğilime sahip insanların bile aynı cinsten kişilerle cinsel ilişkiye girebildikleri görülmüştür. Bununla birlikte, genel kanı cinsel eğilimin cinsel dışavurum üzerinde önemli bir etkisi olduğu yönündedir. Eşcinsellik sorunu, Hıristiyanları çoğunlukla yanlış anlaşılan insanları anlamaya davet eder. Fakat sağlam temele dayanan görüşler oluşturabilmek için aynı zamanda çağdaş bilimsel ve sosyal araştırmaları da takip etmek gerekir.

Altta Yatan Sebepler

Eşcinselliğin altında yatan sebepler olup olmadığını sormak bile, patavatsızlık olarak kabul edilir ve eleştirilere yol açar. Sonuç olarak bu konu, bir psikiyatrisin ifade ettiği gibi, “Bilimsel tarafsızlığın hayatta kalma şansının çok az olduğu, eşine ender rastlanan bir sorunsal” haline gelmiştir.[1] Sorun, eşcinsellik hakkındaki biyomedikal araştırmanın mevcut durumuna ilişkin 2002 yılında yapılan bir değerlendirme açıkça gözler önüne serilmiştir. Bu değerlendirme eşcinselliğin sebeplerinin bilinmediği, cinsel eğilimin muhtemelen hem biyolojik hem sosyal unsurlar tarafından etkilendiği ve konunun incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bunun ardından da eşcinselliğin sebeplerinin araştırılmasının etik dışı olacağı ve böyle bir araştırmanın yapılmaması gerektiğine karar verilmiştir.[2] Sonuç olarak yakın geçmişte konuyla ilgili pek az çalışma yürütülmüştür. Eşcinselliğin olası sebeplerini değerlendiren 1997 tarihli bir rapor, cinsel eğilimle ilgili bilimsel incelemelerin, en iyi ihtimalle bile, henüz emekleme döneminde olduğu sonucuna varmıştır.[3]

Hormonsal Etkiler

Bazı yorumcular eşcinsellerin hormonsal açıdan heteroseksüellerden farklı olduklarını ileri sürmüşlerdir. Hormonlarla ilgili yapılan hassas deneyler arada tutarlı bir farklılık bulunmadığını gösterdikten sonra bu fikir terk edilmiştir.[4]

Doğumdan önceki dönemde seks hormonlarına maruz kalınması beyin gelişimini etkiler, cinsel eğilimin etkilenmesi olasılığını arttırır. Erkeklik hormonu androjene maruz bırakılan dişi fareler ile doğum sonrasında hadım edilmiş erkek fareler karşı cinsin cinsel davranış özelliklerini sergilemişlerdir.[5] Ancak bu sonucu insanlara uygulamak basit değildir. Çünkü kemirgenlerin reflekse dayalı davranışlarının aksine, insanların cinsel davranışları karmaşık ve bilinçli bir karar verme sürecinin ürünüdür. Doğum öncesi hormon hipotezi doğruysa, yapılan araştırmalar eşcinsellerde androjen düzeyi bozukluklarına işaret etmelidir. Ancak bilimsel incelemelerin sonuçları ayrıntılı olarak araştırıldığında böyle bir duruma rastlanmamaktadır.[6]

Beyin Yapısı

Yapılan az sayıdaki çalışma, beyin yapısı ile cinsel eğilim arasında bir bağlantı olabileceğini açıklamış ve ayrıca eşcinsel erkek ve kadınlarda solaklık oranının yüksek olduğunu ileri sürmüştür. Bir çalışma, kadın ve eşcinsel erkeklerde hipotalamusun bir bölgesinin heteroseksüel erkeklerinkinden küçük olduğunu açıklamış,[7] ancak birçok yorumcu çalışmada kullanılan yöntemleri eleştirmiştir. Beyindeki ön komisur adı verilen bir öğenin boyutunun heteroseksüeller ve eşcinseller arasında farklılık gösterdiği ileri sürülmüştür. Ne var ki, bu konuda 2002 yılında yapılan bir değerlendirme, farklı çalışmaların sonuçlarının birbiriyle çeliştiğini ve böyle bir farklılığa ilişkin bulgu bulunmadığını tespit etmiştir.[8]

Genetik

Genlerin davranışlar üzerinde etkisi olduğu açıktır. Ancak söz konusu eşcinsellik olduğunda, bulgular genlerin etkisinin sadece etmenlerden biri olduğunu düşündürmektedir. Bilim insanları X kromozomunun bir bölgesindeki (Xq28) değişikliğin erkeklerde homoseksüel eğilimle bağlantısı bulunduğunu iddia ettiklerinde bu açıklama basında büyük ilgi uyandırmıştı.[9] Daha sonraları eleştirilere maruz kalan[10] bu iddia pek az insan tarafından kabul görmeye başladı.

İkizler üzerindeki araştırmalar genlerin etkisi hakkında diğer bir inceleme yöntemidir. Bu konudaki en güçlü araştırmalar doğumda birbirinden ayrılan tek yumurta ikizlerini inceler. Dört kız ve iki erkek ikiz üzerinde 1986 yılında gerçekleştirilen bir çalışma, genlerin etkisinin yadırganamayacağı, ancak denek sayılarının anlamlı bir sonuç çıkarmaya yetmeyecek kadar az olduğu sonucuna varmıştır.[11] Bundan başka, birçok tek yumurta ikizi farklı cinsel eğilimlere sahiptir. Genlerden edinilen verilere ilişkin 1995 yılında yapılan bir değerlendirme, geçerli sayılabilecek bir çalışmanın beş kriteri yerine getirmesi gerektiğini işaret etmektedir. Bu kriterler şunlardır:

1. Bireysel farklılıklara ilişkin geçerli ve kesin ölçüler

2. Biyolojik ilişkileri belirleyecek uygun yöntemler

3. Rastgele seçilmiş denekler

4. Yeteri kadar kalabalık denek grupları

5. Altta yatan genetik unsurlara ilişkin doğru anlayış.

Peki, bu değerlendirmenin vardığı sonuç nedir? “Şimdiye kadar, erkek ve kadınların cinsel eğilimlerinin genetik dayanağı hakkında yapılan tüm çalışmalar, yukarıdaki kriterlerden bir veya daha fazlasını yerine getirmekte başarısız olmuştur.”[12] O zamandan bugüne dek, rastgele seçilmiş yaklaşık 3,000 insan üzerinde yapılan bir çalışmada, erkeklerde eşcinselliğin kalıtsallığının 0.28-0.65 aralığında olduğu hesaplamıştır.[13]

Çevresel Faktörler


Bir kimsenin yetiştiği çevrenin davranışlarını etkileyebileceğine dair bulgular vardır. Bazı kültürlerde, eşcinsellik o kadar az rastlanan bir olgudur ki, konuşulan dilde bu olguyu tanımlayacak bir sözcük bile bulunmaz.[14] Cambridge Üniversitesi’nden psikolog Elizabeth Moberly eşcinsel eğilimin, çocuğun erken yaşlarda kendisiyle aynı cinsten olan ebeveyniyle arasındaki ilişkideki bir eksikliğe tepki olarak geliştiğini ileri sürmüştür. Çocuk ergenlik öncesi çağda kabul edilmediğini hissettiği takdirde, cinsel olgunluğa eriştiğinde eşcinsel ilişkilerde kabul ve onay aramaya başlayabilir.[15] Ancak böyle bir geçmişten gelmesine rağmen eşcinsel eğilim sergilemeyen veya böyle bir geçmişe sahip olmasına rağmen eşcinsel eğilim sergileyen insanların var olduğu da açıktır. Bazı danışmanlar erkek eşcinsellerin büyük çoğunluğunun babalarıyla veya diğer bir erkek rol modelle yakın ilişki eksikliği yaşadığını tespit etmişlerdir.[16] Yaklaşık 35,000 ergen üzerinde yapılan bir çalışma, cinsel eğilimin erken bir çağda kesinleşmediğini göstermiştir.[17] Aslında, 12 yaşındaki çocukların neredeyse dörtte biri, cinsel eğilimleri konusunda kararsızdır. Bu oran 18 yaşındaki gençlerde %5’e düşmektedir. Uzmanlar cinsellik ile dini ve etnik köken ve sosyoekonomik durum arasındaki gözlenen ilişkinin, hissedilen cinsel kimliğin üzerindeki sosyal etkilere ilişkin başka bulgular sunduğuna dikkat çekmiştir.

Değişen Algılar

Eşcinselliğe yönelik tıbbi ve kamusal tepkiler etkileyici bir değişim sergilemiştir. İngiltere’de, her yaştan yetişkinler arasındaki eşcinsel davranışlar 1967 yılına dek suç sayılıyordu. 1973 yılında Amerikan Psikiyatristler Birliği, eşcinselliği cinsel sapkınlıklar listesinden çıkardı. Daha sonra, İngiliz Tıp Birliği (BMA) Konseyi eşcinsel reşit yaşının düşürülmesi için talepte bulunan kurumlar arasına katıldı. 2000 yılında İngiltere parlamentosu, heteroseksüel veya eşcinsel çiftlerin anal ilişki kurmak için 18 yerine 16 yaşında reşit sayılabileceğine karar verdi.[18]

Günümüzde, eşcinsel eğilimi normal bir tür olarak görmek “siyaseten doğru” haline gelmiştir. Bundan farklı bir bakış açısına sahip olan doktorlar sıklıkla “homofobik” veya “heteroseksist” olarak damgalanmaktadır. Aynı zamanda eşcinsel eğilimi birçok normal biyolojik çeşitlilikten biri olarak göstermek için yoğun bir çaba harcanmıştır. Bunun sonucunda dikkatler eşcinsel ilişkinin gerçeklerinden uzaklaştırıp, eşcinsellik günlük bir konu haline getirilmiştir. Bu görüş değişikliği, gerçekleri tarafsız olarak değerlendirmeyi güçleştirmekte; birçok insan bu “yeni” düzenin öfkesine hedef olmaktan çekindiği için bu görüşe karşı çıkmaktan korkmaktadır.

Eşcinsellik Oranı

Gerçek eşcinsel oranı, aslında inanılan sayının oldukça altındadır. Yaygın olarak telaffuz edilen  oranı, 1948 tarihli Kinsey Raporu’ndan kaynaklanır.[19] Bu rapor, rastgele olmayan biçimde seçilmiş bir grup insan üzerinde yapılan yetersiz bir çalışmaya dayanmaktadır. Çalışmada yararlanılan deneklerin %’i, hapishane arkadaşlarıdır. İngiltere’de yapılan 1994 tarihli bir cinsellik anketi, 90 insan arasından sadece birinin son bir yıl içinde eşcinsel bir partner ile birlikte olduğunu göstermiştir.[20] 2001 yılında yayımlanan bir araştırma, hem erkeklerin hem kadınların %2.6’sının eşcinsel partnerlerle birlikte olduklarını göstermektedir.[21] Eşcinsellerin tek eşliliği benimsediğini gösteren medyadaki yaygın tablonun aksine, yapılan birkaç geniş kapsamlı araştırma eşcinsel erkek veya kadınların ’undan daha azının on yıldan uzun süreli bir ilişki yaşadıklarını ortaya koymuştur.[22] Daha önce gerçekleştirilen büyük bir araştırmada, erkek eşcinsellerin t’ünün ömür boyunca yüzden fazla, (’inin ise binden fazla partner değiştirdiği; u’inin ise partnerlerinin yarısından fazlasını yabancıların oluşturduğu bildirilmiştir.

Kadın eşcinsellerde bu rakamlar önemli derecede daha düşük olmakla birlikte, yine de evli heteroseksüellerden ciddi derecede yüksektir.[23]

Gerçek Tehlikeler

Eşcinsel yaşam biçimini benimseyen insanlar, toplumun diğer üyelerini bekleyen çeşitli zararlardan çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Bu gerçeği görmezden gelmek akıllıca ve samimi olmayacaktır.

Yüksek Risk Taşıyan Seks

Yüksek risk taşıyan en yaygın davranışlar arasında oral-genital temas, karşılıklı penis ve anüs mastürbasyonu ve anal ilişki yer alır. Kadının vajinası ve pelvis kasları cinsel ilişki için uygun biçimde tasarlanmıştır. Fakat anüs ve rektum için bu geçerli değildir. Anal seks ülserlere, iltihaplara, anüs çevresindeki kasların yırtılmasına ve rektumda tahribata yol açabilir. Bu da, kişinin tuvaletini tutamamasına yol açabilir ve enfeksiyon kapma riskini arttırır. Sonuç olarak, kondom kullanılsın veya kullanılmasın, erkek eşcinsellerde cinsel yolla bulaşan hastalıklara çok daha fazla rastlanmaktadır. Bunlar arasında frengi, şigella, salmonella, amebiyaz, giyardiyaz, klamidya, belsoğukluğu, kampilobakter, uyuz gibi hastalıklar ve genital iltihap, hepatit A ve B ve HIV gibi virüs kaynaklı enfeksiyonlar sayılabilir.[24] İnsan papilloma virüsü gibi cinsel yola yayılan birçok bulaşıcı ajanın büyük olasılıkla anal kanserle bağlantısı olduğu tespit edilmiştir.[25] Düzenli kondom kullanımı riski azaltabilir, ancak kondomlar fiziksel hasara karşı koruma sağlamaz.

Madde Kullanımı

Uyuşturucu madde kullanımı cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasına sebep olan unsurlardan biridir. Ve uyuşturucu madde kullanımının eşcinsel erkeklerde kıyaslama yapılan heteroseksüel erkek gruba göre daha yüksek olduğu görülmektedir.[26] Eşcinseller sıklıkla, bu davranış farklılıklarının toplumda eşcinsellere uygulanan ayrımcılığa karşı genel bir tepki olduğunu söylerler. Ancak bu verilerin büyük bölümü eşcinsel davranışların kolaylıkla kabul gördüğü toplumlardan gelmektedir.

Ruhsal Bozukluk

Çokeşlilik, güvensiz cinsel ilişkiler ve uyuşturucu madde kullanımı eşcinseller arasında daha yaygındır ve bu durum eşcinselleri psikiyatrik sorunlarla karşı karşıya getirmektedir.[27] İntihar eğiliminin gay ve lezbiyen gençler arasında daha yüksek olduğu görülmektedir.[28] Erkek eşcinsellerin intihar etmeyi ciddi olarak düşünmesi veya intihar girişiminde bulunması üç kat daha muhtemeldir. Ayrıca ağır depresif rahatsızlıklar yaşamaları heteroseksüel emsallerine göre on iki kat daha muhtemeldir.[29]

İzlenmesi Gereken Kutsal Kitap İlkeleri

Geçtiğimiz yirmi yılda Lezbiyen ve Gay Hıristiyan Akımı (LGCM), Hıristiyan inancının aynı cinsten bir kimseyi sadece sevmeyi değil, aynı zamanda bu sevgiyi cinsel olarak ifade etmeyi de uygun gördüğünü ileri sürmüştür.[30] Ancak çoğu Hıristiyan, inanç ve davranışla ilgili tüm konularda en yüksek yetki merciinin Tanrı sözü olması gerektiğine inanır. LGCM’nin eşcinsellik hakkındaki görüşü aslında Kutsal Kitap’ın öğretisine aykırıdır. Kutsal Yazılar’da, cinsel ilişki Tanrı’nın bir armağanı ve keyif alınması gereken bir bereket olarak gösterilmiştir. Ancak bu armağan sadece ömür boyu sürecek bir heteroseksüel evlilik ilişkisi çerçevesinde kalmalıdır. Evlilikte erkek ve kadın “tek beden” olur.[31] Tanrı’nın evlilik dışı cinsel ilişkiye ne gözle baktığı, Eski Antlaşma’da bütün ciddiyetiyle tasvir edilmiştir. Zina yapmanın cezası, hem erkek hem de kadın için ölümdü.[32] Evlilikten önce cinsel ilişki kuranlar evlenmek zorundaydı. Ancak koca, evlendiği karısının bakire olmadığını anlarsa kadın taşlanarak ölüme mahkûm edilirdi.[33] Eski Antlaşma’da yer alan ayetler kesin buyruklar vermektedir: “Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma. Bu iğrençtir.”[34] “Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler.”[35] Sodom’un uğradığı yıkımın sebeplerinden biri olarak eşcinsel ilişkiler gösterilmiştir.[36] Eski Antlaşma’da öngörülen cezaların ağırlığı bizi şaşırtabilir. İsa Mesih’in çarmıhta ölerek bütün günahların bedeli için ödediği kefaret bu cezaları gereksiz hale getirmektedir. Bununla birlikte, bu ağır cezalar bize iki şey hatırlatmaktadır. Tanrı bize hem nasıl yaşamamız gerektiğini söyleme hem de hayatta yaptıklarımızla ilgili hesap sorma hakkına sahiptir. Yeni Antlaşma öğretisi Eski Antlaşma Yasası’nın gerçek özünü bize gösterir ve bizden bekledikleri Yasa’dan bile daha ağırdır. İsa sadece evlilik dışı cinsel ilişkinin değil, şehvet dolu düşüncelerin bile yanlış olduğunu açıklar.[37] Yeni Antlaşma’da zinaya ve evlilik öncesi cinsel ilişkiye ilişkin yasaklar devam ettirilmiş ve eşcinsel davranışlar üç ayette kesin olarak kınanmıştır.[38]

Hıristiyanlar’ın Yaklaşımı

Eşcinsel eğilime sahip olduğunu fark eden Hıristiyanlar bu konudaki ayartılara diğerlerinden daha duyarlıdır. Ancak bu, Kutsal Kitap’ta yanlış olduğu kesin olarak açıklanan eşcinsel davranışlar için bir mazeret olarak gösterilemez. Ayartı ve günah birbirinden farklı iki kavramdır. Ayartıdan kurtuluş yolu, “her bakımdan bizim gibi denenmiş olan” İsa’nın Kutsal Ruh aracılığıyla imanlılarda yaşadığını anlamakta yatar. O bütün imanlılara ayartılara karşı durmak için kendi gücünü vaat etmiştir. Bütün ayartılara karşı durmak mümkündür.[39] Ve günaha düştüğümüz takdirde, “günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.”[40] Bu elbette, günah işlemeye devam etmek için bir bahane olamaz. Eşcinsel eğilime sahip olmayan Hıristiyanlar, bu eğilimi taşıyan Hıristiyanlar’a karşı sabırlı ve anlayışlı olmalıdır. Onları eşcinsel davranışlardan kaçınmaya teşvik etmeli ve aynı zamanda bağışlayıcı olmalıdırlar.[41] Ayrıca, Tanrı’nın bütün cinsel günahları (şehvet duymak da dahil) eşit derecede yanlış kabul ettiğini bilerek kendilerine dikkat etmelidirler. Hıristiyanlar eşcinsel ilişkide bulunan diğer insanlara acımasız ya da kötü davranmamalı, bunun yerine onlara anlayışla, sevgi ve saygıyla yaklaşmalıdırlar. Ancak diğer yandan, tercih ettikleri yaşam biçimini onaylamamalıdırlar. Eşcinsel haklarını savunan lobiye göre, eşcinsel eğilime sahip Hıristiyanlar eşcinsel davranışlarda bulunma ayartısına karşı koyduklarında, “bir yalan içinde yaşamaktadırlar.” Oysa böyleleri Kutsal Kitap’ın bakış açısına göre, özdenetim sergilemektedirler.

Eğilimlerde Değişim

Birçok kimse cinsel eğilimin tıpkı göz rengi veya sağlaklık ve solaklık gibi değişmez olduğuna inanır. Ancak 67 eşcinsel erkek ve kadın üzerinde beş yıl boyunca sürdürülen bir çalışma, davranış terapisi gördükten sonra bu insanların e’inin cinsel eğilimini değiştirdiğini göstermiştir.[42] Değişme arzusu, değişimin mümkün olduğuna inanç ve sevgi ile kabul gösteren bir çevre söz konusu olduğunda değişim kolaylıkla gerçekleşmektedir. Bir Hıristiyan hayatında etkin biçimde varlığını sürdüren Kutsal Ruh’a sahiptir ve bu, değişim olasılığını daha da arttırmaktadır. Bununla birlikte, her zaman değişim gerçekleşmez. Devam eden ayartılara karşı durmak gerekmektedir ve cinsel ilişkiden kesin olarak kaçınmak tek seçenek haline gelebilir. Bir kimse, insan olabilmek için cinsel ilişki kurmak zorunda değildir. İsa hiç evlenmemiş ve cinsel ilişki kurmamış olmakla birlikte yeryüzünde yaşamış en kusursuz insandı. Elçi Pavlus da, bekâr yaşamayı bir Hıristiyan’ı bütün kaygılardan özgür bırakan ve Tanrı’ya özel bir biçimde hizmet etmesini mümkün kılan önemli bir erdem olarak tavsiye eder.[43]

Mesih’in Örneği

İsa’nın, zinada yakalanan bir kadını bağışlayıp diğer yandan ona artık günah işlememesini söylemesinden daha güzel bir örnek olamaz.[44] Hıristiyanlar ikiyüzlülükten kaçınmalı ve tüm insanların cinsel ayartılarla karşılaştığını kabul etmelidir. Aslında, çoğu insan eylemde olmasa bile düşüncelerinde cinsel günah işler. Bu nedenle kimseyi yargılamamalı veya suçlamamalıyız. Hıristiyanlar Kutsal Kitap’ın bakış açısını açıklamalı, eşcinsel yaşam biçiminin tehlikeleri hakkında uyarıda bulunmalı ve insanların değişebilmeleri için onlara destek ve teşvik sunmalıdır. Hıristiyanlar’ın bu yöndeki çabaları reddedilebilir, ama bu yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Eşcinsel eğilime sahip Hıristiyanlar’a yardım sunan True Freedom Trust (Gerçek Özgürlük Vakfı)[45] veya AIDS mağdurlarına sevgi ve şefkatle yaklaşan AIDS Care Education and Training (AIDS Mağdurları için Bakım ve Eğitim Kuruluşu)[46] gibi Hıristiyan girişimleri yapılabilecek yardımlar konusunda iyi birer örnek teşkil etmektedir.

Bu yazı dizisi Hıristiyan Medikal Birliği’nin (Christian Medical Fellowship) Medikal Çalışma Grubu’nda gerçekleştirilen sohbetlerden doğmuştur.

Yazı dizisinin editörlüğü PhD. Pete Moore tarafından yürütülmektedir. Bu makalede beyan edilen düşünceler yayıncının görüşünden bağımsızdır.

CMF resmi bir yardım derneğidir. Tıp etiği ilkeleri hakkında ayrıntılı bilgi için www.cmf.org.uk adresini ziyaret edebilirsiniz.

CMF

157 Waterloo Road, London, SE1 8XN.

Telefon: 020 7928 4694.

CMF Dosyaları Dizisi’ndeki Diğer Makaleler:

No.1 Etiğe Giriş
No.2 Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler
No.3 Etik konusunda Hıristiyan görüşleri
No.4 Ergen cinselliği
No.5 Bakım etiği
No.6 Yapay üreme
No.7 Tedaviye ne zaman son verilmeli, ne zaman tutunulmalı?
No.8 Bağlılık ve bağımlılık
No.9 Hekim destekli intihar
No.10 Bir kişi kimdir?
No.11 İnsan genomu
No.12 Tedavi edici klonlama ve kök hücreler
No.13 İkilemleri yeniden alevlendirmeyin
No.14 Genler ve davranışlar
No.15 İnsan tecrübeleri
No.16 Üremeye yönelik klonlama
No.17 Kaynak dağıtımı
No.18 Ruh-beden problemi
No.19 Yaşama iradesi

Bu makalelere www.cmf.org.uk/publications/ adresinden erişebilir veya CMF’ten ücretsiz olarak temin edebilirsiniz.

Başvuru Kaynakları

[1] Bancroft J. Brit J Psych,1994;164:437-40
[2] Schuklenk U & Ristow M. J Homosex,2002;42:107-117
[3] Byne W & Stein E. Health Care Anal,1997;5:136-148
[4] Meyer-Bahlburg H. Prog Brain Res,1984; 61:375-398
[5] Goy R & McEwen B. Sexual differentiation of the brain, Cambridge,Mass: MIT Press, 1980.
[6] Byne W & Parsons B. Arch Gen Psych,1993;50:228-239
[7] Le Vay S. Science, 1991;253:1034-1037
[8] Lasco MS et al. Brain Res, 2002;936:95-98
[9] Hamer D et al. Science, 1993;261:321-327
[10] Rice G et al. Science, 1999;284:665-667
[11] Eckert E et al. Brit J Psych, 1986;148: 421-425
[12] McGuire TR. J Homosex, 1995;28: 115-145
[13] Kendler KS et al. Am J Psychiat,2000;157:1843-1846
[14] Bancroft J. Brit J Psych,1994;164:437-40
[15] Moberly E. Theology, 1980/83
[16] Hallet M. Nucleus, January 1994, 14-19
[17] Remafedi G et al. Pedatrics, 1992; 89(4):714-721
[18] Sexual Offences (Amendment) Bill, 2000
[19] Kinsey A et al. Sexual behaviour in the human male. W. B. Saunders. 1948.
[20] Johnson AM et al. Sexual attitudes and lifestyles. Blackwell Scientific, 1994.
[21] Johnson AM et al. Lancet, 2001;358:1835-1842
[22] Saghir MT & Robins E. Male and female homosexuality: a comprehensive investigation. Williams Wilkins, 1973.
[23] Bell P et al. Homosexualities: A study of diversity among men and women. Simon and Schuster, 1978
[24] Schmidt T. Straight and narrow? Compassion and clarity in the homosexuality debate. IVP, 1995. Ch6.
[25] Frisch M et al. NEJM, 1997;337:1350-1358
[26] Myers T. Brit J Addiction, 1992;87:207-214
[27] Sandfort TG et al. Arch Gen Psych,2001;58:85-91
[28] Fergusson DM. Arch Gen Psych,1999;56:876-880
[29] Schmidt T. Straight and narrow? Compassion and clarity in the homosexuality debate. IVP, 1995. Ch6.
[30] www.lgcm.org.uk
[31] Yaratılış 2:24
[32] Yasa’nın Tekrarı 22:22
[33] Yasa’nın Tekrarı 22:20-21
[34] Levililer 18:22
[35] Levililer 20:13
[36] Yaratılış 19:1-29
[37] Matta 5:27-28
[38] Romalılar 1:24-27; 1.Korintliler 6:9-11;1.Timoteos 1:8-11
[39] 1. Korintliler 10:13
[40] 1.Yuhanna 1:9
[41] Luka 1:3
[42] Masters WH & Johnson VE.‘Homosexuality in perspective’ Little, Brown and Co. 1979
[43] 1.Korintliler 7:22-35
[44] Yuhanna 8:2-11
[45] www.tftrust.u-net.com
[46] www.acet-international.com

Eşcinsellik