Aile ve Evlilik Bağları

4.3 Çocuk Yetiştirmede Bilgelik Kitaplarının Önemi

Terbiye edilmek nedir? Belki soruyu şöyle sormak daha iyidir: Rab çocuklarını nasıl terbiye eder? Anlaşılacağı gibi bu soruda söz konusu olan 12 yaş ve altı çocuklar değil, yetişkin Tanrı’nın çocuklarıdır (Yu.1:12)! Devam eden ayette “Onlar [Hristiyanlar] ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular (Yu.1:13)” der. Eğer İsa Mesih’i kişisel kurtarıcısı olarak seçenler Tanrı’dan doğdularsa (ki Kutsal Kitap gerçeklerine göre böyledir), Göksel Babası onları terbiye edecektir. Terbiye sözü dünyasal kulaklara pek hoş gelemese de ilahiyat açısından evlatlığa kabul edildiğimizin somut göstergesidir (Özd.3:11-12; İbr.12:5).

İbr.12:4-13 ayetlerinde Tanrı’nın çocuklarını terbiye edişi konusunda güçlü nedenler verilir. “Rab’bin terbiyesinin iki amacı ve iki sonucu vardır. İki amaç: Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım ve Tanrı’nın kutsallığına ortak olalım, kutsallığa sahip olarak Rab’bi görelimdir. İki sonuçsa içinden geçtiğimiz zorluklara dayandığımızda Rab’bin isteğine boyun eğerek sadık kalmayı sürdürürüz, böylece Göksel Baba’nın kutsallığına ortak olmaya devam ederiz ya da O’na başkaldırarak isyan içinde yaşarız.”[1]

Tanrı’nın çocuğu dünyayla birlikte mahkûm olmak istemiyorsa, acı ve sıkıntı verici olsa da alçakgönüllülükle Rab’bin terbiye edişine boyun eğmelidir. Rab’be itaatsizlikle başlayan isyandan anne baba payını alacak, birçok kötülük kangren gibi topluma yayılarak başka insanların acı çekmesine neden olacaktır.

Anne babaların çocuklarını terbiye etmesi sevdikleri, kendilerinden birer parça olan çocuklarını sonsuz yaşama giden yolları bilmesinde ve benimsemesinde önceliklidir. Çocuğunu Rab’be ait bir kişi olarak yetiştirme sorumluluğunu “Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. Onları çocuklarınıza belletin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin (Yas.6:6-7)” ayetlerinde anne babaya Rab vermiştir. Ayetlerde çocuklarının ruhsal sağlığından ve gelişiminden anne baba birinci derecede yükümlülük alır.

Kuşkusuz çocukların sağlıklı bireyler olması için kendi kararlarını almayı öğrenmeyi önemlidir ve bu onların hakkıdır. Ancak Rab’bin buyruklarını çocuklar öğretmek ve çocukların Rab’bi severek O’nu Rab olarak yücelten bir yaşam sürdürmesi o gün ne giyeceğine karar vermesi gibi seçenekler arsında bir seçenek değildir. Bir çocuğun o gün ne giyeceğine belirlemesiyle Rab ile birlikte yaşmak ya da onu ret etmek arasında dağlar kadar fark vardır. Birincisinde kendini iyi hissedip hissetmemesi ve belki toplumda beğenilip beğenilmesi öne çıkarken ikincisinde kendi canından olması, ruhsal olarak ölmesi söz konusudur. Özd.23:13-14[2] ayetleri terbiye edilen çocuğun canının kurtulacağını yazar.

İnsan soyu yaratılıştan beri söz dilemek ile dinlememek arsında bir seçim yapmak durumunda kalmıştır. Söz dinlemeyi öğretmek (ve öğrenmek) terbiye etmenin (ve edilmenin) temellerinde yer alır. İbr.12:11 ayetinde “Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir” yazar. Anne babalar Rab’den aldıkları terbiye nedeniyle çocukları terbiye ettiklerini ve bunun sevdikleri yavrularına esenlik üreteceğini unutmamalıdır.

Hristiyan ilahiyatında çocuklar günahkâr olarak doğar. Çocuk kendi başına bırakıldığında yalnız kötülük üretir! Çünkü iyi şeyleri terbiye kazandırılır, kötülükse hep vardır ve savunmasız durumdaki bebeğe kolayca egemen olacaktır. Sevilse de sevilmese de bu gerçek günümüz anne babalarını çocuklarını Rab’bin terbiye edişiyle büyütmeye itmelidir.

Anne babalar terbiye edilmenin Rab’bin sonsuzlukta yer alan tasarıları arasındaki bereketlerini çocuklarında gördüğünde, zor da olsa, aldıkları disiplin ile ilgili kararların çocukları için ne kadar büyük iyilik olduğunu göreceklerdir. Bu nedenle anne babalar çocuğun eğitimine büyük bir ciddiyetle eğilmeli, gevşek davranmamalıdır.

Çocuk yetiştirmede öncelikli bazı adımlar:[3]

Çocuklarınız yaşamlarının başında Rab’be adayın. Çık.13:1-2; Say.3:13 ayetlerinde Rab ilk doğanların kendilerine adanmasını buyurdu. Çık.13:13 ayetinde “İlk doğan sıpanın bedeli, murdar sayılması nedeniyle, kuzunun Rab’be sunulmasıyla gerçekleştirildi. Sıpanın bedeli ödenmediğinde boynu kırılmalıydı. Bu durum, kurtuluş ve yıkım arasında bir seçimi gerektirin anlam ifade eder.”[4] Eğer çocuklarımızı Rab’be adamayı kurtuluş ve yıkım arasında bir seçenek olarak görüyorsak, onların Rab’be adanmamasının bedelinin ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz.

Yine 1Sa.1:28 ayetinde Hanna’nın Samule’i “Ben de onu RAB'be adıyorum. Yaşamı boyunca RAB'be adanmış kalacaktır” sözleriyle Rab’be adaması anne babanın çocuk yetiştirmede yüreğinin nerede bulunması gerektiğini gösterir. Hanna’nın kocası Elkana’nın çocuğun sütten kesilinceye kadar yanlarında kalması öğüdü eşler arasında uyum, çocuğun erken tapınağa bırakılarak Yasa’nın başka bir ilkesiyle çelişmesi açısından önemlidir. Ayrıca adanma konusunda Yeni Antlaşmada İsa Mesih’in de adanmış olduğu unutulmamalıdır (Luk.2:22-24).

Çocuklarınıza Rab’den korkmayı, kötülüğe sırt çevirmeyi, doğruluğu sevmeyi ve günahtan nefret etmeyi öğretin. Korku “Sakınılması gereken bir durumdan, gerçek ya da beklenen bir tehlike kötülük karşısında karmaşık fizyolojik değişimlerin ortaya çıktığı duygu durumu olarak tanımlanabilir.”[5] Gerçekte var olmayan, kuruntulara dayanan ya da günahlı insan benliğinin ürettiği korku insanı olumsuz yönde etkilerken; tehlike ve kötülüklerden koruyan korku insan için yaşamsal önem taşımaktadır.

Rab korkusu da insanı tehlike ve kötülüklerden korumayı amaçladığından insan için gerekli bir duygusal durumdur. Günümüzde korkunun bozulmuş biçimlerinin ortaya çıkması Aden bahçesinde işlenen asli günahla ilgilidir. Günah öncesinde Âdem ve Havva’nın evrenin yaratıcısı, kutsal ve Gücü Her Şeye Yeten Tanrı’nın önünde durduğunun bilincindeydiler ve O’na itaat ederek saygılarını huşu içerisinde derin biçimde gösteriyorlardı. Günah sonrasındaysa korkunun bozulmuş biçimleri görülür (Yar.3:8-10).

Sina Dağı’nda gök gürlemelerini, boru sesini, çakan şimşekleri ve dağın üstündeki dumanı gören halk Rab ile konuşmaya cesaret edemedi (çünkü günahlıydılar). Musa’dan kendileri yerine Rab ile konuşmasını istediler. Musa onlara “Korkmayın! Tanrı sizi denemek için geldi; Tanrı korkusu üzerinizde olsun, günah işlemeyesiniz diye” karşılık verdi: “Musa Tanrı'nın içinde bulunduğu koyu karanlığa yaklaşırken halk uzakta durdu (Çık20:18-21).”

Bugün İsa Mesih’te günahlarının bağışlanmasına kavuşmuş Hristiyan’ın İsa Mesih’in ölüm ve dirilişi aracılığıyla günahları bağışlandığından Rab’den korkmasını gerektirecek bir durumu yoktur (1Yu.4:16-19). Böyle bir durumda anne babalar çocuklarına bir yandan Rab’den korkmayı öğretirken (canları ölmesin diye), öte yandan onları korkuya köle olamadan özgür bireyler olarak yetiştirebilirler.

Bilgelik kitaplarında geçen Rab korkusu, bilgiyi ve bilgelik edinmeyle ilgili ayetler gelecek kuşakların yetiştirilmesinde sarsılmaz kaynak olarak kendilerini kullanacak anne babaları beklerler.

Özd.1-4 bölümler çocukların anne babalarını dinlemeleri için güçlü nedenler verir: Bilgelik Kutsal Kitap ayetleri aracılığıyla haykırmakta, Kutsal Ruh ile imanlıların yaşamlarında anlam kazanmaktadır. Tanrı sözünde Göksel Babamız’ın uyarılarının dinlenmesiyle çocukların boynuna gerdanlık olacağını söylenmekte, Rab’bin bilgi ve bilgeliğinden nefret etmenin ahmaklık olduğunu, Rab korkusunun Rab’bi tanımalarını sağlayacağını, onları tehlike ve kötülüklerden koruyacağını yazar.

Çocuklarınıza küçük yaşta iman etmelerini, tövbekâr yaşam sürmelerini, vaftiz olmalarını, hizmet etmelerini öğretin. Anne babalar kendilerine baktıklarında bu gücü bulmazlar! Çünkü yanlış bir yere bakmaktadırlar: Kendilerine!

Anne babalar istediklerinde çocuklarını yetiştirmek için ihtiyaç duydukları bilgi, bilgelik ve gücü her şeyin kaynağı Rab’de bulacaklardır. İmanda etkin olan Tanrı sözü ve Kutsal Ruh’tur. Ancak bildiğimiz bu gerçek çocuklarımızı yetiştirmekteki zayıflıklarımızı örtmek için kullanılmalıdır. Anne baba ailede Tanrı’nın yüceliğini çocuklarına yansıttığında; yani onlara değer verip zaman ayırdığında, sevgisini gösterip onlara sarıldığında çocuk da buna göre tepki verecektir. İki aylık bir bebeğe güldüğünüzde size gülmeyle karşılık verir; dil çıkardığınızda kısa sürede size dil çıkarmayı öğrenir.

“Çocuk fotoğraf makinesi gibidir” denilir. Taklit öğrenmenin ilk basamaklarında yer alan çok temel bir eğitim biçimdir. Erkek çocukların yürüyüşünün ve konuşma biçiminin babaya, kız çocuklarının yürüyüşünün ve konuşma biçiminin anneye benzemesi doğumun ilk aylarından başlayarak bebeğin anne babasını izlemesine ve onları taklit etmesine bağlıdır. Bilimsel araştırmalar bunu doğrular. Öyleyse anne baba yaptığı davranışların ne kadar önemi bulunduğunun bilincinde olmalı, günahlı davranışlardan kendilerini sakınmalıdır. Yalan söyleyen; ama çocuklarının yalan söylemesini istemeyen anne babadan doğruyu konuşan çocuklar çıkması hayal gibidir.

Yine yemek vb. temel ihtiyaçların sağlanmasında alışkanlıklar da taklit gibi anne babalardan öğrenilir. Bunlar gibi anne baba günlük yaşamında tövbe etmiyorsa; kiliseyle paydaşlığa, Tanrı’nın halkıyla yapılan toplu tapınmaya, Rab’be hizmet etmeye önem vermiyorsa çocuklar da önlerinde doğru bir örnek görmediklerinden ya bunları geç ya zor ya da hiç öğrenemezler.[6]

Kutsal Kitap okumaya, dua etmeye, tapınmaya çocuklarla birlikte erken yaşlarda başlamak ihmal edilmemelidir. “Bazı çocuk yetiştirme uzmanları çocuğun doğumundan, hatta doğum öncesinden başlayarak onlara müzik dinletmenin duyularını, dolayısıyla beyinlerini ve duygularını geliştirdiğini söylerler. Müzik dinleyerek büyüyen çocuklar nasıl düşüneceklerini, sorunlarını çözme yollarını, dili öğrenmelerini, ilerleyen zamanda derslerini etkileyebilmektedir.”[7]

Bazı anne babalar bu öğütlere önem veririler ve çocukların yaşamını olumlu etkilemek, onların gelecekte mutlu insanlar olmalarını sağlamak amacıyla müzik dinletirler. Bunun gibi anne babalar çocuklarının Rab’bi sevmelerine önem veriyorlarsa Tuvalet eğitimin başladığı aylar çocuklarla birlikte Kutsal Kitap okumaya, dua etmeye, tapınmaya başlamak doğru bir zamandır. Anne babalar birçok yaşamsal davranışı öğrenmesi için çocuğu beş yaşından sonra eğitmeye kakışmanın geç bir yaş olduğunu deneyimlerinden bilirler.

1Ti.3:16-17 ayetlerinde “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur” yazar. Öyleyse çocukların canlarının yaşatacak ruhsal ilkelerin çocuklarının yaşamında yer alması için, isterlerse tuvalet eğitimine başlamadan çocukları yatmadan önce Kutsal Kitap okuyabilir, dua edebilir ve ilahiler söyleyerek Rab’bi övebilir. Böyle davranmak iyi ve doğrudur. Rab’bi hoşnut ettiği gibi çocukların ruhsal, zihinsel ve karakter gelişimlerine katkıda bulunup hizmetkâr olmalarını sağlayacaktır.

Kutsal Kitap’ta geçen örneklerden çıkartılacak öğütler insan düşünce ve davranışlarında iyi tutumların yapılmasını, yanlışların terk edilmesini teşvik eder. Kâhin Eli de bu örneklerden biridir. Rab onun oğullarından değersiz kişiler olarak söz eder. Çünkü Eli’nin oğulları Hofni ile Pinehas Rab’bi ve kâhinlerin halkla ilgili kurallarını önemsemeyerek Rab’be karşı davrandıkları gibi, O’nun düzenlediklerine de karşı gelmiş oldular. Tutumlarıyla Rab’be sunulan kurbanları aşağıladılar. Rab bu durumu “Gençlerin RAB’be karşı işledikleri günah çok büyüktü; çünkü RAB’be sunulan sunuları küçümsüyorlardı (1Sa.2.12-17)” sözleriyle dile getirir.

Hofni ile Pinehas küstahlık derecesinde yaptıkları davranışlarla kendilerini yargı altına koydular. Bir Tanrı adamı kurbanları önemsemeyip aşağıladıkları için Eli’yi uyardı. Hem Elini kendisinin hem de çocuklarının yargısını bildirdi (1Sa.2:27-36). Peygamberin söyledikleri İsrailliler’in Filistinler ile yaptığı savaşta gerçekleşti Eli’nin oğulları Hofni ile Pinehas öldü (1Sa.4). Eli oğullarının ölüm haberini duyunca oturduğu sandalyeden geriye doğru düşerek boynunu kırdı ve o da öldü (1Sa.4:18); ayrıca akrabaları yoksulluk içinde yaşadı.

Yukarıdaki bölümler anne babaları korkutmak için değil, uyarmak için yazılmıştır. Anne Babaların Çocuk Yetiştirme Kılavuzu yazarı “İlk çocuğumuz doğduktan sonra çoğumuz anne baba olmaya hazırlıklı olmadığımızı anlarız. Çocuklarla başa çıkmak zor bir iştir. Çocuk, çocuk psikoloji hakkında bildiklerimizi zorlar, sabrımızı sınar ve bizi kendimize ait birçok sorunla yüz yüze getirir”[8] görüşünü dile getirir.

Böyle bir durumda gelecek kuşak yetişmesi için kilise, devlet, medya, patronlar ve büyük şirket yöneticileri anne baba eğitimi konusunda üzerlerine düşen sorumluluğu alarak çocukların sağlık büyütüleceği ortamın hazırlanmasında yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Çünkü çocuklar:

“Rahmin ürünü bir ödüldür.
Yiğidin elinde nasılsa oklar,
Öyledir gençlikte doğan çocuklar.
Ne mutlu ok kılıfı onlarla dolu insana!
Kent kapısında hasımlarıyla tartışırken
Utanç duymayacaklar.” (Mez.127:3-5)

---

[1] Krş: Donald C. Stamps vd. Yeni Yaşam Açıklamalı Kutsal Kitap. Yeni Yaşam Yayınları: Kore, 2009. s.1747

[2] Yaklaşık 2500 yıl önceki toplumda çocuk yetiştirme anlayışıyla günümüz çocuk yetiştirme anlayışı çok farklıdır. Tanrısal tasarıda disiplinde şiddet ve zorbalık bulunmaz. Eğer anne baba çocuklarına şiddet uygulayıp zorbalık yapıyorsa bu anne babanın karakter sorunlarıyla ilgilidir.

[3] Krş: Makale “Ebeveyn ve Çocuklar”. Donald C. Stamps vd. Yeni Yaşam Açıklamalı Kutsal Kitap. Yeni Yaşam Yayınları: Kore, s. 1675

[4] Krş: William Macdonald. Kutsal Kitap Yorumu Eski Antlaşma Serisi Cilt 1. Yeni Yaşam Yayınları: İstanbul, 2004. s. 109

[5] Krş: http://tdkterim.gov.tr/bts/ (20.03.2013)

[6] Anne babaların tüm eksikliklerine rağmen çocuklarının kurtuluşunda Rab’de her zaman umut bulunduğunu unutmamakla birlikte, daha önce yazıldığı gibi, anne baba sorumluluklarından kaçarak yükümlülükleri yerine getirmeden Rab’bin çocuklarını kurtaracağına inanması boş bir inançtır.

[7] Yorum Psikolojik Danışmanlık sayfası. http://www.yorumpsikoterapi.com/kose-yazilari.i34.cocuk-gelisiminde-muzigin-onemi (20.03.2013)

[8] Bruce Narramore. Anne Babaların Çocuk Yetiştirme Kılavuzu. Yalçın Ofset: İstanbul, basım yılı yok. s. 188